Fahri Gökçen Taner

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı · taner@law.ankara.edu.tr

Bu yazıyı dinle11 dk 37 sn · sesli sürüm

I. Geri Dönen Bir Hayalet

“Suçluluğu bir yargı hükmüne bağlanana kadar kişinin masumiyeti esastır ve soruşturma evresi gizlidir. Bu nedenle, soruşturma evresinde gözaltındaki bir kişinin “suçlu” olarak kamuoyuna duyurulmasına, basın önüne çıkartılmasına, kişilerin basınla sorulu cevaplı görüştürülmelerine, görüntülerinin alınmasına, teşhir edilmelerine sebebiyet verilmez ve soruşturma evrakı hiçbir şekilde yayımlanamaz.”

Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin 27. maddesinde 2005 yılında doğmuş, bir süre de olsa kör topal yaşamış böyle bir hüküm var. Türk hukuk sisteminde 1 Haziran 2005’te yapılan ceza hukuku reformuyla birlikte yürürlüğe giren bu yönetmelik hükmü sayesinde, teşhir yürüyüşü benzeri uygulamaların ortadan kalktığına ve teşhir yürüyüşünün öldüğüne inanmak için bir süre haklı sebeplerimiz oldu. Oysa o ölmemiş, hayaletimiz ortaya çıkarak öncekinden de kuvvetli bir şekilde haber bültenlerine geri döndü. Üstelik artık, sosyal medya hızında hareket edebiliyor.

II. Amerika Birleşik Devletleri’nde Doğdu Türkiye’de Yaşıyor

Şüphelileri basına teşhir etme uygulamasının Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) bir adı ve tarihsel bir geçmişi var. Amerikalılar şüphelinin kolluk gözetiminde yürürken basın mensupları üzerinden geçirilip onun görüntüsünün alınmasının sağlanmasına yönelik uygulamaya (perp walk/perpetrator walk)1 adını veriyorlar. Elbette basın mensuplarına önceden haber verilerek, doğru zamanda doğru yerde olmaları sağlanıyor.2 Ben bu İngilizce kavramı birebir çevirmek yerine, ona “teşhir yürüyüşü” şeklinde bir Türkçe karşılığı daha önce önermiştim.3

1990’larda televizyon izleyenler teşhir yürüyüşlerinin veya duruşlarının farklı versiyonlarını da görmüşlerdir. Şüphelilerin, ele geçirilen uyuşturucu maddelerin, silah ve mühimmatın önüne sırayla dizilip basına poz verdikleri sahneleri hatırlamak da bir orta yaş belirtisi sayılabilir. Bunun daha ötesinde, adliye çıkışında polis nezaretinde yürüyen şüphelilere veya sanıklara basın mensuplarının mikrofon uzatarak, “niye öldürdünüz?”, “niye tecavüz ettiniz?”, “fuhuş yapmaya utanmıyor musunuz?” şeklinde sorulan sorular bu bağlamdadır.4

Öncelikle ifade etmek gerekir ki bu münferit değil kronik bir sorundur. Mesela sadece kamuoyunda popüler şüphelilerle değil, Anayasa’da adil yargılanma hakkına sahip olduğu yazılı olan “herkesle” ilgilidir. Özellikle kamuoyunun ilgisinin üzerinde olduğu soruşturmalarda sıklıkla görülen bu uygulama, kişilerin şeref ve itibar haklarıyla ve suçsuzluk karinesiyle yakın ilişki içindedir. Bilindiği üzere suçsuzluk karinesinin bir boyutu ceza yargılaması boyunca kişiyi yargılayan ceza mahkemesinin, o kişinin suçlu olduğu yönünde her türlü ifade ve işlemden kaçınmasını gerektirmektedir. Bu boyut aynı zamanda, kamu görevlilerinin kişinin suçlu olduğu yönünde çeşitli açıklamalarda bulunmamalarına ilişkin güvenceyi de bünyesinde barındırmaktadır.5

III. Her Akşam Haber Bülteninde Görülen Bir İhlal Nasıl Bireysel Başvurunun Radarına Takılmıyor?

Son dönemde dillere pelesenk olan, ama teşhir yürüyüşü karşısında lafta kalan lekelenmeme hakkı iç hukuktan doğan bir haktır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi düzeyine taşındığında, bu hak bireysel başvuruda farklı hak ve menfaatlere karşılık geldiği ölçüde teminat altına alınmaktadır.6 Kanımca burada konuyu, lekelenmeme hakkının suçsuzluk karinesiyle kesiştiği noktada ele almak ve adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan bu açık bir teminata başvurmak daha uygun olur.

Basın organlarının kişileri suçlu gösteren ve haber verme hakkının sınırlarını aşan yayınları kişilerin şeref ve itibar hakkını da ihlal edebilir. Ancak bu yazıda ben konunun o boyutuna değil, suçsuzluk karinesiyle ilgili boyutuna eğileceğim. Zira odağımız yürüyüşü kaydeden değil, kaydedilmesine imkân verenler. Ancak öncesinde, konunun kötü muamele yasağıyla ilişkisini ortaya koymak gerekiyor:

Anayasa Mahkemesi’nin web sitesine bakıldığında “kamuoyuna veya basına kelepçeli olarak teşhir edilme” bağlamında yaklaşık yirmi başvurunun olduğu göze çarpmaktadır. Tespit ettiğimiz başvurucuların şikayetleri; hastane, ceza infaz kurumu, adliye gibi yerlere sevkleri sırasında kelepçeli olarak basına veya kamuoyuna teşhir edildikleri yönündedir.7Anayasa Mahkemesi bu başvurularda sıklıkla önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadını hatırlatmaktadır:

“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine göre kısıtlama yöntemlerinden biri olan kelepçeleme, yasal yakalama ya da tutuklama ile bağlantılı olarak uygulandığında ve koşulların makul olarak gerektirdiğinden daha fazla güç kullanma ya da kamuya teşhir içermediğinde genellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 3. maddesinde düzenlenen işkence yasağı kapsamında bir sorun teşkil etmez (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 56; Öcalan/Türkiye [BD], B. No: 46221/99, § 182; Gorodnitchev/Rusya, B. No: 52058/99, 24/5/2007, §§ 101, 102, 105, 108; Mirosław Garlicki/Polonya, B. No: 36921/07, 14/6/2011, §§ 73-75).”8

Anayasa Mahkemesi iç hukuk bakımından ise konuya şu şekilde yaklaşmaktadır:

“Hukuka uygun olarak tutulan bir kişinin kaçmasının ya da kendisine veya başkasına zarar vermesinin önlenmesi için kelepçe gibi bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçlara başvurulması, makul ölçüde gerekli olanın ötesinde güç kullanımı ya da kamuya teşhir içermemesi durumunda genellikle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden sorun oluşturmaz. Tutmanın haksız olduğunun sonradan anlaşılması da sonucu değiştirmez.”9

Mahkemeye göre kamu görevlilerinin güvenlik tedbirinin uygulanmasının teşhir edilmesine yönelik kastının ispatı hâlinde kötü muamele yasağı kapsamında inceleme yapılabilir.10 Tespit edebildiğimiz kadarıyla bu kastın ispat edildiği sonucuna varılan ve ihlal kararı verilen herhangi bir başvuru yoktur. Mahkeme bu bağlamda çoğunlukla teşhir amacıyla hareket edildiğine ilişkin somut delillerin var olmadığı argümanına dayanmaktadır.11 Mahkeme, bu kastı bugüne dek hiçbir kamu görevlisinde görmediği için, ispat bakımından nasıl bir ölçü aradığını tartışabilmek ve imkansızı isteyip istemediğini ortaya koyabilmek mümkün değildir.

Ben konunun kötü muamele yasağından bağımsız olarak, suçsuzluk karinesi bağlamında ele alınmasını gerektiğini düşünüyorum. Yukarıdaki kararların pek çoğunda konu, “kişiye kelepçe takılmasının gerekli olup olmadığına” ve “kötü muamele bakımından asgari eşiğin aşılıp aşılmadığına” takılıp kalmıştır. Oysa asıl konu kelepçe değil, kişinin suçlu olduğu izlenimi oluşturacak şekilde kamuya teşhir edilmesidir. Kelepçe burada, bu mesajı taşıyan objedir.

Savunduğumuz tez doğrultusunda Y.B./Türkiye kararı iyi bir örnektir:

Bu başvuruda polis tarafından düzenlenen ve basına dağıtılan basın açıklamasının içeriğinde, başvuranlar yasadışı bir örgüt üyesi olarak gösterilmiş ve adı geçen şahısların birçok suç işledikleri belirtilmiştir. Başvuranların adları basın açıklamasında yer almamasına rağmen basına tanıtılma şekilleri kolayca tanınmalarına neden olmuştur. Ayrıca, basında yer alan makalelerde başvuranların adları ve fotoğrafları yayımlanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu şartlar altında suçsuzluk karinesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.12

“Karadağ/Türkiye başvurusunda ise başvurucu şüpheli statüsündeyken bir televizyon programının konusu olmuş ve bu programda hazırlanan kurgu filmde, başvuranın rolünü oynayan aktör bir cinayet işlerken gösterilmiştir. Bu kurgu filme, gerçek tanıkların anlatı ve görüntüleri eklenmiştir. Bu tanıklar arasında yer alan bir polis memuru soruşturmanın ayrıntılarını ve suçun koşullarını başvuranın suçluluğuna şüphe bırakmayacak şekilde açıklamıştır. Olayın yeniden canlandırılması sırasında, polis tarafından çekilen video kayıtlarındaki görüntüler de kullanılmıştır. Hükümet savunmasında, basının (özel bir tv kanalı) nasıl olup da olay yerine girerek canlandırma teşkil eden görüntüleri çektiğine ilişkin bir açıklama getirememiştir. Sonuç olarak AİHM, bu başvuruda suçsuzluk karinesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.”13

Tüm bunlardan çıkan sonuç, teşhir uygulamalarının bireysel başvuru yoluna daha fazla taşınması ve Anayasa Mahkemesi’nin suçsuzluk karinesi bağlamında konuyu ele almaya yönlendirilmesinin gerekliliğidir. Ancak bu konuda, başta tüketilmesi gerekli iç hukuk yolunun belirlenmesi veya yokluğunun tespiti olmak üzere ciddi birtakım zorluklar olduğunu görmek gerekir.14

IV. Kamuoyu Algısı

Teşhir yürüyüşü görüntülerinin yayımlanmasıyla bir yandan da, kolluğun suçla etkili bir şekilde mücadele ettiğine dair kamuoyuna bir mesaj verme amacı güdüldüğünü göz ardı etmemek gerekir. Bu çabanın ABD özelinde polisin daha çok kamu fonu almak için kamuoyunun takdirini kazanmaya yönelik çabasının sonucu olduğu ifade edilmektedir.15

Suça ilişkin haberler kadar kamuoyunun ilgisini çeken az şey vardır.16 Türkiye’de üçüncü sayfada verilen suç haberlerinin üçüncü sayfa haberciliği şeklinde ayrı bir adla anılması dahi buna bir örnektir. Zaman içerisinde gerçek suç hikâyelerine dayanan televizyon programları ve belgesellerle konu televizyona taşınmış, internetin ve sosyal medyanın gelişimiyle büyük bir yaygınlığa ulaşmıştır. İfade ve basın özgürlüğü, gelişmiş bir toplumun vazgeçilmez unsurlarıdır. Buna ek olarak yapılan soruşturmalar hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ikinci ve üçüncü maddesinden doğan etkili soruşturma yükümlülüğünün bir gereğidir. Dolayısıyla mesele adli işlemlerin haber yapılması değil, bireylerin suçlu olduğu yönünde kamuoyu algısı yaratılmasıdır ve hukuka aykırı olan budur.

Güçlü bir hukuk devletinin gereksiz güç gösterilerine ihtiyacı yoktur. Böyle bir devlet, gücünü şüpheliler üzerinde, adliye kapısında sınamaz. Mevzuatta adli kolluğun amiri olan ama kolluk üzerindeki denetim gücü uygulamada çoğunlukla sınırlı kalan Cumhuriyet savcılığına önemli görev düşmektedir.

Esas olarak bir devleti hukuk devleti yapan, kendisini hukuk kurallarına uymakla yükümlü görmesidir.17 Hukuk devleti, dirilen hayaletlere karşı da en önemli güvencedir.


  1. Ayrıntılı bilgi için bkz. https://www.nytimes.com/2018/12/02/us/perp-walk.html (SGT:30.08.2026)↩︎

  2. Amerika Birleşik Devletleri’nde basının teşhir yürüyüşündeki rolü hakkında izleyiniz. https://www.youtube.com/watch?v=UQSPBQjaWhI↩︎

  3. Fahri Gökçen Taner: Suçsuzluk Karinesi ve Lekelenmeme Hakkı Kapsamında Bir Değerlendirme, Masumiyet Karinesi ve Lekelenmeme Hakkı Sempozyum Kitabı, Ankara 2022, s.72.↩︎

  4. Bkz. Taner, s. 73.↩︎

  5. Suçsuzluk karinesinin iki boyutu hakkında çok sayıda karar arasında bkz. Kemal Coşkun/Türkiye, B. No: 45028/07, 28/3/2017, §§ 41, 43; Seven/Türkiye, B. No: 60392/08, 23/1/2018, § 43; Barış Baş [GK], B. No: 2016/14253, 2/7/2020, § 39.↩︎

  6. Taner, s. 68. Hakkın kapsamı hakkında ayrıca bkz. Elif Ergüne: Ceza Muhakemesi Hukukunda Suçlu Sayılmama Hakkı, İstanbul 2024, s. 92-107; Aslıhan Ulusoy, Lekelenmeme Hakkı, Ankara 2026, s. 126 vd.↩︎

  7. Örnek olarak bkz. Meral Danış Beştaş (4) [2. B.], B. No: 2018/6657, 24/3/2021, Hamza Yaman (2) [1. B.], B. No: 2018/34354, 18/10/2022; Murat Köse [2. B.], B. No: 2017/37375, 13/10/2020; Ö.U. [1. B.], B. No: 2016/62587, 23/6/2020; Selim Var [2. B.], B. No: 2017/32107, 9/7/2020; Ahmet Kurtgöz (2) [2. B.], B. No: 2019/15817, 20/6/2023.↩︎

  8. Meral Danış Beştaş (4) [2. B.], B. No: 2018/6657, 24/3/2021, § 21;↩︎

  9. Leyla Akyıldız [GK], B. No: 2019/24131, 20/3/2025, § 58. Bazı değişikliklerle birlikte bkz. Ö.U. [1. B.], B. No: 2016/62587, 23/6/2020, §§ 32, 35; Bulut Doğan [2. B.], B. No: 2020/977, 22/5/2024, § 37.↩︎

  10. Meral Danış Beştaş (4) [2. B.], B. No: 2018/6657, 24/3/2021, § 36.↩︎

  11. Örnek olarak bkz. Murat Köse [2. B.], B. No: 2017/37375, 13/10/2020, § 36; Mustafa Kamil Çolak, B. No: 2016/75236, 8/9/2020, § 35; Meral Danış Beştaş (4) [2. B.], B. No: 2018/6657, 24/3/2021, § 36.↩︎

  12. Y.B. ve diğerleri Türkiye, başvuru no: 48173/99 ve 48319/99, 28.10. 2004; § 48-51.↩︎

  13. Karadağ/Türkiye, Başvuru No: 12976/05, § 61-65.↩︎

  14. Bu konuda, bir meslektaşımla bir akademik makale yayımlayacağız. O nedenle bir blog yazısına sığması mümkün olmayan bu karmaşık bahsi şimdilik kapatıyorum.↩︎

  15. Jim Ruiz ve D. F. Treadwell, The Perp Walk: Due Process v. Freedom of the Press, (21-2 Crim. Just. Ethics, 2002), 44. HeinOnline.↩︎

  16. Ruiz ve Treadwell 45.↩︎

  17. Çok sayıda karar arasında bkz. AYM, E.2020/88, K.2023/224, 27/12/2023, § 51.↩︎

Önerilen atıf

Fahri Gökçen Taner, Dirilen Bir Hayalet: Teşhir Yürüyüşü, ICON-S Türkiye Blog, 21 Eylül 2026, https://iconsturkiye.org/2026/09/21/dirilen-bir-hayalet-teshir-yuruyusu/


ICON•S Türkiye Topluluğu sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.