A. Aslı Şimşek Öner

Yozgat Bozok Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Genel Kamu Hukuku Anabilim Dalı · a.asli.oner@bozok.edu.tr

Bu yazıyı dinle13 dk 39 sn · sesli sürüm

Hakkın Yurttaşlık Sınavına Dönüşmesi Üzerine Güncel Bir Tartışma

Giriş: Küresel ve Ulusal Boyutuyla Barınma Krizi

Son yirmi yıldır dünya genelinde barınmaya erişim hususunda katlanarak artan sorunlar gündeme gelmektedir. Bu sorunlar, özellikle 2008 ekonomik krizinin ardından kentsel alanlarda yaygın hâle gelerek mali olarak karşılanabilir barınma olanaklarını oldukça sınırlamıştır. Hatta küresel düzeyde kira krizi, konut krizi gibi ifadelerle anılan daimî barınma krizinden söz edilmektedir. Aynı durum, ülkemiz için de geçerlidir. Meseleye hak temelli yaklaştığımızda, barınmayı konutun meta olarak ele alındığı bir sektöre indirgeyip tek başına finansal araçlarla açıklamaya ve ortaya çıkan krizi bu minvalde çözmeye çalışmak yetersiz kalmaktadır. Aksine, mevcut krizi daha da şiddetlendirdiği görülmektedir. Bu yazıda barınma hak temelli olarak ele alınıp yurttaşlık penceresinden Türkiye’deki güncel barınma hukuku ve politikasına ilişkin kısa bir değerlendirme yapılacaktır.

Barınma Hakkına İlişkin Farklı Yaklaşımlar ve Yurttaşlık İlişkisi

Bu değerlendirmeye geçmeden önce barınma hakkına yönelik dünya genelinde yaygın iki eğilimden bahsetmek gerekir. Bunlardan ilki, Housing First (Önce Barınma/ÖB), diğeri ise Staircase Model (Merdiven Modeli/MM) olup özellikle evsizlik sorununa çözüm olarak uygulanan sosyal politikalardır. Literatürde ÖB, genellikle görece daha eski usul bir sosyal politika olarak kabul edilen MM’yle kıyaslanmaktadır.

MM, bireyin kalıcı bir konuta yerleştirilmeyi ve beraberinde sunulan hizmetleri hak ettiğini ispatlayıcı davranış ve tutum değişikliklerini basamak basamak ispatlamasını öngörmektedir. Nitekim evsiz bireyler/aileler, kalıcı bir konutu hak ettiklerini ispatlamak üzere, evsizliğin kendilerinden kaynaklanan kişisel bir sorun olduğu yargısından hareketle o kişisel sorunun kaynağını ortadan kaldırmaya yönlendirilmektedirler. Söz gelimi psikiyatri klinikleri, bağımlılıkla mücadele programları, sosyal hizmet servisleri gibi kamu otoritelerinin, kişilerin merdivende bir sonraki basamağa çıkmaya hazır ve değer olduklarını kontrol etmeleri yoluyla bu model işlemektedir. ÖB ise, MM’nin karşıtı olarak konumlandırılmakta olup kişi herhangi bir hazır oluş ya da hak ediş testine tabi tutulmadan önce evsizlikten kurtulmasına odaklanılmaktadır. Bu modele göre kronik evsizliği azaltma, önleme ve ortadan kaldırma hedefi doğrultusunda barınma temel bir haktır ve herhangi bir hak ediş şartına bağlanmadan barınma ve ilgili hizmetlere erişim derhâl güvence altına alınmalıdır.

ÖB’nin kamu hukuku açısından öne çıkan özelliği hak temelli olmasıdır. Diğer bir ifadeyle herkes bakımından insan onurundan kaynaklı olarak barınma hakkına erişimin piyasadan ve ideolojik tutumlardan kaynaklı engellerden ve kısıtlardan bağımsız olarak güvence altına alınmasıdır. Güvence altına alan devlet, hakkın yükümlüsü olup hak, eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağı çerçevesinde hayata geçirilmelidir. Bunun karşısında ise hak edenin, şayet devlet lütfederse barınmaya erişebildiği bir sistem yer almaktadır. Hak ettiğini ispatlamak da barınmaya erişmek isteyen yurttaşa düşmektedir. Yurttaşın hak ettiğini onaylayan konumunda devlet yer almaktadır. Bu noktada devlet, lütufçu bir yaklaşımla hak edene ilişkin ölçütleri belirleyebilir veya barınmayı tamamen metalaştırarak bu politika alanından çekilebilir ve kendi rolünü, hak edeni belirleyecek hayırseverlere devredebilir.

Ülkemizde Politika Boşluğu ve Evsizliğin Görünmeyen Veçheleri

Türkiye bağlamında meseleye bakılacak olursa, ülkemizde ÖB gibi yerleşik bir barınma politikasının tercih edilmediğini görüyoruz. Hatta evsizlik sorunu olmadığı yolunda yaygın bir kanı mevcuttur. Hâliyle, veriye veya kanıta dayalı evsizliğin ortadan kaldırılmasına yönelik bir politikayı uygulamaya yer olmadığı iddia edilebilir. Ancak evsizlik, barınmaya erişimde ayrımcılık ihlali olarak ve geniş anlamıyla ele alındığında, evsizlik sorunu olmadığını öne sürmek gerçekçi görünmemektedir. Zira 6 Şubat depremi gibi kalıcı konutların ağır hasar aldığı ya da tamamen yıkıldığı bölgelerde konteyner evlerde kalanlar, mülteci kampları, sığınma evleri gibi geçici yerlerde barınanlar bakımından kalıcı konuta erişimin de hesaba katılması gerekmektedir. Keza, Avrupa ölçeğinde hem eğitimde hem istihdamda (not in education, employment or training/NEET) en fazla genç nüfusa sahip olan ülke olduğumuz hesaba katılırsa gençlere barınmaya erişimde tek çare olarak aile konutunun sunulması yeterli değildir. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda, aslında evsizliğin çeşitli veçheleriyle karşı karşıya olunduğu görülmektedir. Dolayısıyla Türkiye bakımından en iyi ihtimalle bir politika boşluğundan söz etmek yerinde olacaktır.

Barınma Hakkının Anayasal Çerçevesi ve Dolaylı Yargısal Koruma

Hukukumuz bakımından barınma hakkının anayasal dayanağı 1982 Anayasası’nın 57. maddesidir. Madde başlığı konut hakkı olmakla beraber içeriğinin, devletin konut ihtiyacını karşılamaya yönelik ödevini düzenlemeye hasredildiği görülmektedir. Hüküm, bu hâliyle uluslararası insan hakları standartlarıyla uyumlu olarak, “herkes barınma hakkına sahiptir” biçiminde formüle edilmemiştir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’daki sosyal hak kataloğunda olduğu gibi 57. maddeyi program hüküm olarak dar yorumlama, bireysel başvuru kapsamı dışında görme ve pozitif edim yükümlülüğü çerçevesinde devletin takdir yetkisini geniş tutma eğilimindedir. Bu eğilimin en açık örneği Yüksek Mahkeme’nin Halil Üstündağ kararında (B. No: 2013/5062, 14/1/2014) ve Mehmet Hadi Tunç kararında (B. No: 2013/1958, 7/7/2015) görüldüğü üzere, bireysel başvuru yolundan sosyal haklara yönelik doğrudan anayasal korumanın dışlanması ve sosyal hakların medeni ve siyasi haklarla ilişkisi kurularak dolaylı yoldan korunması yaklaşımında karşımıza çıkar.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’in yaptığı gibi, barınma hakkını klasik haklara yönelik ihlal denetimi esnasında mülkiyet hakkı ve aile konutuna saygı hakkı kapsamında barınma hakkını dolaylı yoldan koruma yolunu Anayasa Mahkemesi’nin de tercih ettiği görülmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin Nuriye Arpa kararında (B. No: 2018/18505, 16/06/2021) aile vasfını taşımadığı gerekçesiyle konut yardımından medeni durumu bekar olan başvuranın yararlandırılmaması vakasında mülkiyet hakkı bakımından ayrımcılık yasağı ihlalini tespit ederek barınma hakkını dolaylı yoldan koruduğu düşünülmektedir. Yine dolaylı yoldan koruma kapsamında Anayasa Mahkemesi, Emine Göksel (B. No: 2016/10454, 12/12/2019), Muteber Bayraktar (B. No: 2019/28943, 8/2/2023), Nurcan Taş (B. No: 2021/7065, 19/11/2024), Fatma Karagöz ve Diğerleri (B. No: 2021/30773, 17/12/2024) kararlarında izlediği içtihadında AİHM’nin meseleye yaklaşımını dikkate alarak ve aile konutu kavramını aile yaşamına saygı hakkı çerçevesinde değerlendirerek, borçlunun aynı zamanda aile konutu olan evinin haczedilmesinin, aile hayatına saygı hakkının ihlali anlamına geldiğine hükmetmiştir.

Barınma Politikasında Dışlayıcı Yurttaşlığın İzleri

İç hukuk bakımından, Anayasa’nın konut ihtiyacını karşılamak üzere 1984 tarihli ve 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu’yla kurulan Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nın (TOKİ) yapısı ve işleyişinde, 2003 yılından itibaren yürürlüğe giren hukuk kuralları yoluyla bir dönüşüm yaşanmıştır. TOKİ’ye kent arazilerinde barınma politikalarını düzenleyen ve kontrol eden temel mekanizma olarak gecekondu alanlarının dönüşümü, kentsel dönüşüm, arazi satışı, lüks konut projeleri yapma, konut sektörüyle ilgili şirketler kurma veya kurulmuş şirketlere iştirak etme, finansallaşmış konut sistemine geçiş yetkileri verilmiştir. Dolayısıyla yaşanan dönüşüm, en çok ihtiyacı olana sosyal konut sunma politikasından ziyade barınma alanını piyasaya açan ve özel mülkiyet temelinde konutu tanımlayan bir yaklaşıma denk düşmektedir.

Bu noktada barınma politikaları bakımından önemli bir sorun alanı, anayasal güvenceler ile idari pratik arasındaki uyumsuzluktur. Nitekim Türkiye’de barınma politikaları, hak temelli bir bağlamda planlanmaktan ziyade, kimin barınmaya erişimi hak ettiğine ilişkin belirli koşullara bağlanmış görünmektedir. TOKİ’nin 2025 yılında başlattığı 500 Bin Sosyal Konut Projesi öngördüğü koşullar bakımından dışlayıcı yurttaşlığa da işaret eder. Gerçekten de kişinin ve birinci derece yakınlarının üzerine kayıtlı bir konutunun olmaması ve gelir üst limiti koşulunun yanı sıra yurttaş olma, ikamet koşulu (adrese dayalı kayıt sistemi) ve 18-30 yaş arası gençlerin eğer ebeveynlerinin konutu var ise başvuramaması dışlayıcı unsurları yansıtmaktadır. Aynı zamanda inşa edilen daire tipleri de belirli yurttaş kategorilerine tahsis edilir. Söz gelimi TOKİ sisteminde genç yaş grubu olarak tanımlananlar sadece 1+1 daire için başvuru yapabilirken şehit, gazi ve engelli olarak tanımlananlar sadece 2+1 daire için başvuruda bulunabilir. En çok ihtiyacı olan kategorisinde tanımlı olan şehit aileleri, gaziler, engelliler, emekliler, 3 ve daha fazla çocuklu aileler, 18-30 yaş arası gençler bakımından ayrılan kontenjan ise otomatik olarak TOKİ sistemine girip konuta erişememekte, sadece kuraya girme bakımından belirli bir kontenjan dahilinde değerlendirilmektedir. Uygulama bu hâliyle MM’ye yakın görünmektedir.

Kura sonrası belirli bir peşinatı ve aylık taksitleri ödeme koşulu mevcut olup iki taksit ve üzeri ödenemediği takdirde TOKİ konuttan tahliye davası açabilmektedir. En çok ihtiyacı olandan ziyade hâlihazırda sosyal güvenlik sistemi içinde ve belirli bir ikamette tanımlı, aynı zamanda belirli bir geliri olan hane halkı başvurabilmekte, düzenli aylık geliri olmayanlar, ev içi şiddetten kaçmak zorunda kalanlar (dolayısıyla düzenli ikameti olmayanlar), tek ebeveynli haneler (özellikle boşanmış ve bakmakla yükümlü olduğu çocuğu olan anneler) aslında bu sistemin dışında kalmaktadır.

Barınma politikaları bakımından bir diğer önemli sorun alanı ise barınma politikalarının, emlak sektörüne bağımlı özel mülkiyet temelinde bir metanın ekonomik değeri üzerinden belirlenmesidir. Nitekim TOKİ, kendi belirlediği hak eden kategorileri dışında kalanların erişemediği bir konut üretim politikası belirlemekte ve konutun bedelini ödeyememe durumunda özel hukuktaki zorla tahliye usulünü işletmektedir. Buna karşılık, TOKİ konutunu satın alan, satış kurallarının ihlalini öne sürerek hukuk yollarını işletmek istediğinde, Anayasa Mahkemesi, Davut Koyuncu (B. No: 2014/1070, 18/9/2014), Fatma Teke (B. No: 2014/2715, 17/11/2014), Ali Osman Köksal (B. No: 2014/1073, 17/11/2014), Fırat Dursun (B. No: 2014/2709, 17/11/2014) ve Berna Tezcan (B. No: 2014/2708, 17/11/2014) başvurularında olduğu üzere, ayıplı konut teslimi iddialarına ilişkin başvurularda mülkiyet hakkı bağlamında TOKİ’nin sorumluluğunu tartışmaksızın başvuruları adil yargılanma hakkı bakımından ele alarak, açıkça dayanaktan yoksunluk gerekçesiyle kabul edilemez bulmaktadır. Bu hâliyle hem zayıf taraf bakımından özel hukuk kuralları işletilerek barınma hakkına ilişkin kırılganlık artırılmakta hem de zayıf taraf özel hukuk yollarını TOKİ’ye karşı işletmek istediğinde TOKİ’nin sorumluluğuna gidilememekte ve barınma politikaları bakımından kamusal sorumluluğun içi boşaltılmaktadır.

Sonuç Yerine: Hak Temelli Çözüm Önerileri

Barınma hakkı bakımından hukukumuzdaki en temel sorunlardan birisi, insan hakları, mevzuat ve siyasalar arasında bütüncül bir bakış açısının kurulamaması olarak tezahür etmektedir. Bu noktada barınma hakkının sadece program hüküm boyutunda kalmaması ve hayata geçebilmesi için devletin tarafı olup uygulamakla yükümlü olduğu uluslararası insan hakları standartları ile ulusal politikalarını ve bunlara dayalı izleme ve denetleme mekanizmalarını uyumlu hâle getirmesi gerekmektedir. Politika yapımı açısından ÖB gibi hak temelli yaklaşımlar doğrultusunda barınma çeşitliliğini gözeten politikalara ihtiyaç vardır. Hukuki anlamda ise barınma hakkı da dahil sosyal hakların dolaylı yoldan korunması gibi tali yollar yerine talep edilebilir hak kategorisine dönüştürülmesi önerilebilir.

Önerilen atıf

A. Aslı Şimşek Öner, Barınma: Hak mı Lütuf mu?, ICON-S Türkiye Blog, 12 Ekim 2026, https://iconsturkiye.org/2026/10/12/barinma-hak-mi-lutuf-mu/


ICON•S Türkiye Topluluğu sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.